Edebiyatçının Günlüğü

Hakkımda

Trabzon Atatürk Lisesi Türk Dili ve Edebiyat Öğretmeni


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kategoriler

  • 61
  • Egitim
  • spor

  • Arkadaşlarım


    DİVAN EDEBİYATI VE TASAVVUF EDEBİYATINA GENEL BAKIŞ...

    1. GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin ilk beyti mutlaka kendi arasında uyaklı olur.Bu ilk beyte “matla”, son beyte ise “makta” adı verilir. Bir gazelin en güzel beytine “beyt-ül gazel”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “mahlas beyti” denir. Beyitleri arasında anlam birliği bulunan gazele “yek-âhenk”, aynı güç ve güzellikte beyitlerden oluşan gazele de “yek-âvâz” gazel adı verilir.



    2. KASİDE: Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlerdir. En az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Kasidenin en güzel beytine “beyt-ül kaside”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “taç-beyt” adı verilir.



    3. MESNEVİ: Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir.Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz.

    Mevlânâ’nın ünlü tasavvufi mesnevisi 25.700 beyitten oluşmuştur.



    Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin güzelliklerini anlatma, mizah gibi türlü konularda yazılmıştır. Divan edebiyatında roman ve hikaye gibi türler olmadığı için mesneviler bir bakıma bu türlerin yerini tutmuşlardır. On bölümden oluşur.Aynı şair tarafından yazılmış beş mesneviye “Hamse” adı verilir. Hamse sahibi olarak tanınmış önemli divan şairleri: Ali Şir Nevâi, Taşlıcalı Yahya, Nev’i-zâde Atâi’dir.



    4. KITA: Yalnız ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı iki beyitlik nazım biçimidir. Beyitler arasında anlam birliği bulunur. Pek çok konuda yazılabilir.



    5. MÜSTEZAT: Gazelin özel bir biçimine denir. Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır. Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanırlar. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.



    BENTLERDE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ



    1) RUBÂİ: Dört dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü olan bir nazım biçimidir. Konusu daha çok dünya görüşüne ve şairin felsefi düşüncelerine yöneliktir.



    Edebiyatımızda bu türün en başarılı son temsilcisi olarak Yahya Kemal gösterilmektedir.



    2) TUYUĞ (TUYUK): Rubâi gibi dört dizelik bir nazım biçimidir. Edebiyatımızda en çok tuyuğ yazmış şair Kadı Burhanettin’dir. Bu biçim yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. (Rubai, İran edebiyatından geçmedir).



    BİRDEN ÇOK DÖRTLÜKLER



    1) MURABBA: Dört dizelik kıtalardan oluşur. Bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda yazılır.



    2) ŞARKI: Genellikle aşk, içki, eğlence konularında yazılan dört dizelik nazım biçimidir. Biçim bakımından “murabba”ya benzer. Çoğunlukla bestelenmek için yazılır. Bu biçim de tuyuğ gibi yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. “Şarkı” biçiminin yaratıcısı ve en güçlü şairi Nedim’dir.



    NOT: Divan edebiyatında üçlü ya da daha çok mısralı bentlerden meydana gelmiş nazım şekillerinin genel adı MUSAMMAT’tır. Yani dört dizeden oluşan murabba, şarkı gibi biçimlerin; beş dizeden oluşan tahmis, taştir, tardiyye gibi biçimlerin ya da altı veya daha çok dizeden oluşan biçimlerin tümünün üst başlığı MUSAMMAT’tır.



    TERKİB-İ BENT: Bentlerle kurulan bir nazım biçimidir. Her bent, sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur. Bendin son beytine “vasıta beyti” denir. Terkib-i bentte vasıta beyti her beytin sonunda değişir ve vasıta beyti mutlaka kendi içinde uyaklı olur.

    Terkib-i bentlerde genellikle talihten ve hayattan şikayetler, dini, tasavvufi, felsefi düşünceler anlatılmış, toplumsal yergi niteliğinde eleştirilere yer verilmiştir.



    TERCİ-İ BENT: Biçim bakımından terkib-i bente benzer ; ancak vasıta beyti her bendin sonunda değişmez ve aynen tekrarlanır. Konularında daha çok Tanrının gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları vardır.



    DİVAN EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ



    TEVHİT VE MÜNACÂT: Tanrının birliğini ve yüceliğini anlatan şiirlere tevhit, Tanrıya yapılan yalvarış ve yakarışları anlatan şiirlere de münacât denir. Daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.


    NAAT: Hz. Muhammed’i övmek için yazılan şiirlere denir. Bunlar da daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.


    MERSİYE: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlerdir. Genellikle terkib-i bent biçimiyle yazılmıştır. (Bu türün, Eski Türk Edebiyatı’ndaki adı sagu, Halk Edebiyatı’ndaki adı ise ağıttır).


    METHİYE: Bir kimseyi övmek için yazılan şiirlerdir. Bunlar da genellikle kaside biçiminde yazılmıştır.


    HİCVİYE: Bir kimseyi yermek için yazılan şiirlerdir.


    FAHRİYE: Şairlerin kendilerini övmek amacıyla yazdıkları şiirlerdir.


    NOT: Divan edebiyatında bir şairin şiirine, başka bir şair tarafından aynı ölçü, uyak ve redifle yazılan benzerine “Nazire” denir. Bu, nazire yazan şairin diğer şaire karşı duyduğu saygı ve beğeniden ileri gelmektedir. Edebiyatımızda bu türde de pek çok ürün verilmiştir.



    DİVAN EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ



    Nazım birimi genellikle beyittir ve cümle beyitte tamamlanır. Beyit, cümleye egemendir.
    Nazım ölçüsü “aruz”dur.
    Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıca’dır.
    Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
    Şiirlerin konuyu içeren başlıkları olmadığı için nazım biçimlerine göre adlandırılmışlardır.
    Klişe bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler değişmez sözlerle (Mazmun) anlatılır.
    Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
    Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır.
    Aydın zümrenin edebiyatıdır. Medrese kültürü hakimdir. Genellikle saraya ve çevresine seslenir.
    Sanatlara bolca yer verilmiş, sanat yapmak amaç durumuna gelmiştir.
    Ulusal bir edebiyat olmayıp dinin etkisiyle şekillenmiştir. Arap ve İran edebiyatının etkisi çok fazladır.
    Şiirde daha çok aşk, sevgili, içki, din ve kadercilik gibi konular işlenmiştir.
    Nazım ön planda tutulmuş, nesre pek az yer verilmiştir.
    Nesir alanında tezkireler (edebiyat tarihi görevini gören biyografik eser), münşeatlar (mektuplar), tarihler, dini metinler ve nasihatnamelere de rastlanmaktadır. Bunlarda da sanat yapma amacı ön plandadır.
    13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.


    DİVAN EDEBİYATININ ÖNEMLİ ŞAİR VE YAZARLARI



    HOCA DEHHANİ: 13. yüzyılda yaşamıştır. Din dışı konularda şiir yazan ilk divan şairidir. Divanı vardır.



    MEVLANA : XIII.yüzyılda yaşamıştır. Birkaç Türkçe beyit dışında, tüm şiirlerini Farsça ile yazan ünlü tasavvuf şairidir. Oğlu Sultan Veled de tasavvufi konuları işleyen bir şair olarak bilinir. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat, tanınmış eserleridir.





    ALİ ŞİR NEVÂİ: Çağatay lehçesinin en güzel örneklerini veren şair 15. yüzyılda yaşamıştır. Muhakemetü’l-Lugateyn adlı eserinde Türkçe’nin Farsça’dan daha üstün bir dil olduğunu savunmuştur. Hamsesi vardır. Anadolu dışında Türkçe şiir yazan ilk şairdir.



    ŞEYHİ:15. yüzyılda yaşamıştır. “Harnâme” adlı eseri edebiyatımızda ilk fabl türü eser olarak bilinmektedir. Mesnevi alanında başarılı olmuştur.



    SÜLEYMAN ÇELEBİ: 15. yüzyılda yaşamıştır. Hz. Muhammed için yazdığı Vesilet-ün-Necat (mevlit) adlı mesnevisiyle tanınmış bir şairdir. (İslam edebiyatında Hz. Muhammed’in hayatını anlatan eserlere SİYER denir).



    FUZÛLİ: 16. yüzyılın en güçlü şairlerindendir. Arapça, Farsça, Türkçe divanı olan tek şairdir. Eserlerini Azeri lehçesiyle yazmıştır. Divan edebiyatının en lirik şairi olarak kabul edilmektedir. Ona göre yaşamın anlamı acı çekmekle özdeştir. Platonik bir aşk arayışı vardır. Din dışı konularda yazmakla birlikte tasavvuftan da etkilendiği bilinmektedir. Kendisine bağlanan maaşı almasında güçlük çıkaran memurları şikayet etmek için yazdığı “Şikayetnâme” adlı mektubu edebiyatımızdaki en ünlü yergilerden biridir.



    Divanlarından başka bir naat olan “Su” kasidesi, Leyla vü Mecnun mesnevisi, Peygamber ailesini anlattığı Hadikat-üs-Süeda’sı Şah İsmail ile II:Bayezid’i karşılaştırdığı Beng ü Bâde’si ve tıp bilgisini sergilediği Sıhhat ve Maraz’ı en tanınmış eserleridir.



    BÂKİ: 16. yüzyıl şairlerindendir. Döneminde “şairler sultanı” olarak tanınmış ve saratın bütün olanaklarından yararlanmıştır. İyi bir medrese eğitimi gördüğü bilinmektedir.



    Dünya nimetlerinin hepsinden yararlanma anlayışındadır. Kanuni’nin ölümü üzerine yazdığı mersiyesi çok tanınmıştır. Divanı vardır.



    NÂBİ: 17. yüzyıl şairlerindendir. Divan edebiyatında didaktik şiirler yazmasıyla bir yenilik olarak kabul edilmektedir. Din, töreler ve sosyal yaşamla ilgili öğütler verir.



    Nâbi’nin Divan’ından başka Hayriye, Hayrâbâd adlı iki didaktik eseri, gezi notlarını içine alan Tuhfet-ül Harameyn’i ve Münşeat adlı eserleri vardır.



    NEFİ: 17. yüzyıl şairlerindendir. Edebiyatımızdaki en ünlü kaside şairi olarak bilinir. Övgülerindeki ve yergilerindeki aşırılıklarıyla ünlüdür. Yazdığı hicviyelerindeki aşırılık boğdurulmasına neden olmuştur. Hayal gücü çok zengin olan Nefi’nin somut benzetmelerden yararlanması da belirgin bir özelliğidir. Türkçe ve Farsça divanı olan Nefi’nin ayrıca hicviyelerini topladığı Sihamı-ı Kaza adlı bir eseri de vardır.



    NEDİM: 18.yüzyıl şairlerinden olan Nedim, Lale Devri’nin şairi olarak bilinir. Eserlerinde aşk, içki, zevk ve sefayı işler. “Mahallileşme akımı”nın önderi olan şairin Halk edebiyatından da etkilendiği bilinmektedir. Şiirlerinde halkın ağzından alınma deyimler olduğu gibi, halkın konuşma diline de oldukça yaklaşmıştır. Samimi ve içten bir söyleyişi olan Nedim, şarkılarıyla tanınmıştır. Divan şiirindeki klişeleri (mazmunları) bir ölçüde yıkmış olan şairin Divan’ı vardır.



    ŞEYH GALİP: Divan edebiyatının 18.yüzyılda yaşamış son büyük şairidir. Galatasaray Mevlevihanesinde şeyhlik yapmıştır. Nabi’nin “Hayrâbâd”ına nazire olarak ve Mevlânâ’nın mesnevisinden etkilenerek yazdığı “Hüsn-ü Aşk” adlı meşhur mesnevisinde, tasvvuf konusundaki düşüncelerini ortaya koyar. Bu eserinde allegorik (sembolik) bir anlatım kullanan şair hayal gücünden ve masal ögelerinden de yararlanmıştır.



    EVLİYA ÇELEBİ: (17.yy) Edebiyatımızda gezi türünün ilk örneklerini veren yazar, usta bir gözlemcidir. Elli yıllık bir süre içinde gezdiği yerleri konuşma diline yakın bir dille anlatmıştır. Anlatımında abartılı olmakla birlikte, Divan nesrinin kalıplarını da kırmıştır. 10 ciltlik “Seyahatnâme” adlı eseri çok tanınmıştır.



    NOT: Divan edebiyatının nesir yazarı olarak tanınan diğer önemli yazarları şunlardır:



    SİNAN PAŞA: (15.yy) Tazarrunâme adlı süslü nesri ile tanınır.



    MERCİMEK AHMET: (15.yy) Farsça’dan çevirdiği Kabusnâme adlı eseriyle tanınır.



    NAİMÂ: (17.yy) Kendi adıyla anılan (“Naima Tarihi”) adlı tarih eserinin yazarıdır.



    KATİP ÇELEBİ: (17.yy) Batılıların Hacı Kalfa dedikleri yazar ve düşünürdür. Arapça, Farsça, Fransızca, Latine bilen yazarın tarih, coğrafya, matematik konularında yazılmış eserleri vardır.



    TASAVVUF FELSEFESİ



    Tanrı nedir? Evrenin oluşu nasıldır? Biz neyiz? Niçin geldik dünyaya? Yaşamımızın anlamı, var olmanın aslı, gerçek, başlangıç ve son nelerdir? Bu ve bunun gibi fizik ötesi sorulara cevap vermeye çalışan düşünüş yoluna “Tasavvuf” düşüncesi denir. [Vahdet-i Vücut (Varlığın Birliği) Teorisi].



    Bu düşünüşe göre Tanrı tek varlıktır. (Vücud-i Mutlak). Aynı zamanda tek güzelliktir (Hüsn-i Mutlak).



    Tek varlık olan Tanrı kendisini görecek gözler, sevecek gönüller istemiş ve kainat olarak tecelli etmiştir.



    Bu tıpkı aynayla kaplı bir odada olmak gibidir. Ayna varlığın çeşitli görüntülerini yansıtır.



    O halde, evren ve tüm insanlar Tanrı’nın bir görüntüsüdür. Öyleyse insanlar arasında renk, inanç, dil, ırk...gibi ayrımlar yapmak anlamsızdır.



    Bütün görüntülerde “Varlık” ve “Yokluk” ögeleri bir aradadır. İnsan dünyaya bağlı tutku ve zevklerini yok ederek “Varlık” ögesini geliştirir. Bunun yolu da tekkelerden (tarikatlar) geçer. Burada insan sıkı bir eğitimle dünya nimetlerinden vazgeçerse, sonunda özü olan Tanrı’ya kavuşabilir. Bu da gerçek aşktır. İnsanların birbirlerine duyacakları aşk ise mecazdır. Bu, kişiyi Tanrı’dan uzaklaştırır. “Bir hırka, bir lokma” insana yetmelidir. Tekkelerde bu yolla Tanrı’ya ulaşan insan sonunda “Enel Hak” (“Ben Tanrı’yım”) derecesine varır. Bu kişilere “İnsan-ı Kâmil” ya da “Ermiş” denir.

    DİVAN EDEBİYATI’NDA DÜZYAZI
    Divan, şiire ağırlık veren bir edebiyattır. Düzyazı, ancak bilimsel çalışmalarda, tarihlerde, kimi sanatsal metinlerde ve gezi türü eserlerde kullanılmıştır.
    Divan Edebiyatı’nda düzyazılar, yazılış amacı ve dil tutumu dikkate alınarak üçe ayrılır:
    Sanatlı(süslü) Düzyazı
    Söz ustalığı göstermek amacıyla yazılır. Sinan Paşa’nın Tazarru’at adlı eseri, bu türün en tanınmış örneğidir. Sanatlı düzyazıya inşa denir
    2. Orta Düzyazı
    Yer yer ağır ve süslü, yer yer sade bir dille yazılan düzyazılardır. Genellikle tarih kitaplarında bu düzyazı türü görülür. Osmanlılar zamanında tarihçilik,”vakanüvis” adı altında yürütülen bir tür memurluktu. Sarayda görevlendirilen vakanüvisler, önemli önemsiz her olayı günü gününe notlar halinde yazarlardı. Bu eserler, olay anlatımına dayalı olduğundan, bilimsel tarih anlayışıyla bağdaşmaz. Divan döneminin başlıca tarihçileri arasında Aşıkpaşazade ,Ali, Ebülgazi Bahadır Han,Naima, Peçevi, Mütercim Asım sayılabilir.

    3. Sade Düzyazı

    Dil ve anlatım ustalığının değil, ele alınan konunun önem taşıdığı düzyazı türüdür. Bu anlayış nedeniyle, sade düzyazılarda ustaca söz söyleme çabası görülmez; dil açık, yalın, doğaldır. Bu düzyazı türünü kullananlardan başlıcaları şunlardır: Mercimek Ahmet , Katip Çelebi, Evliya Çelebi (Eseri:Seyahatname).


    Tarih: , 12/4/2009
    Bağlantı

    yazılı soruları

    2008-2009 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ATATÜRK LİSESİ XII-TMB SINIFI TÜRK EDEBİYATI SINAV SORULARI

                                                                   HALAY ÇEKEN KIZLAR

    Çekin halay,çalsın durmadan sazlar,                        Tutun kızlar tutun birleşsin eller

    Çekin ağır ağır halay düzülsün                                   Çalın sazlar çalın,kırılsın teller

    Süzülsün oyunlar süzülsün nazlar                             Dönün kızlar dönün,kıvrılsın beller,

    İnce beller mahmur gözler süzülsün.                       Siyah,uzun saçlar tel tel çözülsün.

                                                                                  SORULAR                          Ahmet Kutsi TECER

    S-1 Halay Çeken Kızlar şiirinin ahenk özelliklerini yazınız?

    S-2 Halay Çeken Kızlar şiirindeki söz sanatlarını bulunuz?

    S-3 Halay Çeken Kızlar şiirinin konusu ile söyleyiş özellikleri arasındaki bağı açıklayınız?

    S-4 Natüralizm  akımının genel özelliklerini  yazınız?

    S-5 Garipçiler akımının şairlerini ve genel özelliklerini yazınız?

    S-6 II.YENİ TÜRK ŞİİRİ hakkında bilgi veriniz?

    S-7 Orhan Veli KANIK kimdir?Açıklayınız.

    S-8 Cumhuriyet Döneminde Roman ve Öykü hakkında  bilgi veriniz?

    S-9 Klasisizm ve Romantizm akımlarını özellikleri bakımından karşılaştırınız?

    S-10 Çanakkale denilince sizde ne gibi çağrışımlar uyandırıyor edebi şekilde yazınız?

                                                                                  CEVAPLAR                                                       

     


    Tarih: , 18/3/2009 Kategori: Egitim
    Bağlantı

    1940 SONRASI TÜRK EDEBİYATI...



    1940 SONRASI TÜRK EDEBİYATI

    Bu dönemde farklı şiir anlayışlarının çıkmasının nedeni dönemin kültürel ve sosyal yapısındaki hareketliliktendir.
    1940 sonrası Türk edebiyatında Behçet Necatigil, Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel İlhan Berk gibi şairler, önce Birinci yeniye eğilim gösterdikleri halde sonra kendilerine özgü söyleyişleriyle yenilikleri sürdürdüler.
    Ahmet Muhip Dıranas ve Fazıl Hüsnü Dağlarca ise daha özgün söyleyişlerle yeniliklere katkıda bulundular. Özellikler Dağlarca hiçbir akıma bağlı kalmadan Anadolu insanının tarihsel ya da güncel gerçeklerine ilişkin duyarlılığı dile getirmiştir.
    1)GARİP AKIMI (1941)
    2)HİSARCILAR: Adını 1950’de Mehmet Çınarlı’nın çıkardığı HİSAR dergisinden almıştır. Şahsiyetler bu dergi etrafında toplandılar. Birinci Yeni’nin şiirde geleneksel öğeleri yok sayan düşünce ve uygulamaları dışında oluşturuldu. Geleneksel ve bireyci çizgidedirler. Bir anlamda memleket edebiyatının devamıdır. Hisarcılara göre: batının taklidi ile yetinilmemeli her alanda yozlaşma ile mücadele edilmelidir. Sanatın gerçek şartı olan değişimin geleneklerin reddi olarak algılanmasına karşı çıkılmalıdır. Sanat herhangi bir siyasi görüş ve ideolojinin propaganda aleti haline sokulmamalıdır. Dilde ifade gücünü azaltan ve anlatımı sınırlayan öztürkçe akımına karşı durularak, dilde aşırılıklara gidilmemeli, konuşulan Türkçe tercih edilmelidir.İLHAN GEÇER, MEHMET ÇINARLI, MUNİS FAİK OZANSOY,, MUSTAFA NECATİ KARAER, GÜLTEKİN SAMANOĞLU, COŞKUN ERTEPINAR, ORHAN SEYFİ ORHON, HALİDE NUSRET ZORLUTUNA, AHMET MUHİP DIRANAS, ARİF NİHAT ASYA, CAHİT KÜLEBİ,ZİYA OSMAN SABA, FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA,BEKİR SITKI ERDOĞAN, ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN, YAVUZ BÜLENT BAKİLER,BAHATTİN KARAKOÇ,ABDÜRRAHİM KARAKOÇ, NÜZHET ERMAN…
    3)MAVİCİLER:
    * Atilla İlhan’ın 1952–1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan “MAVİ” nin etrafında toplanan ORHAN DURU, FERİT EDGÜ gibi sanatçıları oluşturduğu guruptur. Bu sanatçılar, Garip Akımı'na ve Orhan Veli’ye karşı çıkmış, şairane bir sanat anlayışının temsilcisi olmuşlar.
    *Daha sonra Mavi dergisi Özdemir Nutku’nun yönetimine geçti ve Atilla İlhan’ın savunduğu toplumsal geçekçiliğin (sosyal realizm) sözcüsü oldu. Dergi Nisan 1956’da çıkan 36. sayıdan sonra (son mavi) kapatıldı.
    * Garip akımına tepki olarak çıkmıştır.
    * Şiirin basit olamayacağını zengin benzetmeli, içli, derin olması gerektiğini savunmuşlardır.
    *Bireyin duygusal dünyasını yansıtırlar.
    *Divan şiirinin biçim özelliklerinden ve imgelerinden yararlanırlar.
    * Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir anlatım ve kendine özgü duyarlılık getirmişlerdir.

    Garip hareketine karşı çıkanlardan biri de Attila İlhan'dır. Mavi dergisinde "Sosyal Realizmin Münasebetleri yahut Başlangıç" adlı yazısında Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet'i "bom stiller" diye nitelemiştir. Aynı derginin yazarlarından Ahmet Oktay "Orhan Veli'nin Yeri" adlı yazısında "Orhan Veli eksik bir öncü ve eksik bir şairdi" hükmüyle, Garip akımının sığlığını anlatmıştı. Daha sonraları Mavi dergisindeki bu yazılardan hareketle bir yeni akım sayılmak istenmişse de, bu görüş rağbet bulmamıştır. Onlar Birinci Yeni hareketine karşı çıktıkları için bir bakıma İkinci Yeni 'nin öncüleri olarak değerlendirilmişlere de Attila İlhan, buna da karşı çıkmış ve İkinci Yeni "yi "yozlukla" itham etmiştir.
    İmlâ kurallarını bütünüyle reddetmiş veya kendisine has bir imlâ tarzı geliştirmiş olan Attila İlhan (Büyük harf kullanmaz ama özel isimleri ek almaları halinde (') ile ayırır), dil konusunda çok keyfidir. Günlük dilde artık kullanılmayan çok eski kelimeleri, Fransızca veya Almanca kelimelerle beraber kullanır. Bunlar, hem yazarın dikkati çekme çabasını, orijinal olma merakını, hem de karmakarışık bir dünyada yaşadığımızı okuyucuya hissettirme gayretini gösterir. Sinema tekniğini kullanan Attila İlhan adeta kamerasını kalabalıklar üzerinde gezdirir, zaman zaman belirli noktalarda uzunca durur. Renkli, ıslak, ürperiş ve korku dolu bu şiirlerde bazen büyük bir ferahlık bazen da melankoli gizlidir. 1940–1950 arası Türk edebiyatında yepyeni bir kıpırdanma ve şahsiyetlerin belirmesi dönemidir. Atillâ İlhan da 1946 yılında "CHP Şiir Yarışmasında ikinciliği kazanmış ve birbirlerinden farklı üç şair, bu yarışmada ilk üç dereceyi paylaşmıştır (Cahit Sıtkı Tarancı, Atilla İlhan ve Fazıl Hüsnü Dağlarca).

    4)İKİNCİ YENİCİLER: (1955–1965) ortak nitelikleriyle beliren bir akım değildir. Yeniyi deneyen, dünya görüşü, yetişme şekilleri ve beslenme kaynakları bakımından birbirinden çok farklı olan şairlerin eserlerinde sonradan tespit edilen benzerliklere dayanılarak bu ad verilmiştir. Bu adı onlara MUZAFFER İLHAN ERDOST vermiştir.
    * 1950’lerde “Garip” akımına tepki olarak çıkmıştır.
    * Şiirin düşürüldüğü basitliğe son vermek amacıyla ortaya çıkmıştır. (imgeci şiiri savunurlar bu yüzden ilk okunduğunda şiir pek anlaşılmaz.)
    *CEMAL SÜREYYA, İLHAN BERK, EDİP CANSEVER, TURGUT UYAR, ECE AYHAN, ÜLKÜ TAMER, SEZAİ KARAKOÇ bu akımın öncüleridir.
    * Sözcüklerin anlamı değil söylenişi önemlidir.
    * Her şey insanla başlar insanla biter.
    * Şiirin kendine göre bir dili olmalı. ( dili, şiirin baş tacı edinen bir harekettir.)
    * Şiir diğer edebi türlerden kesin çizgilerle ayrılmalı.
    * Önemli olan kelimelerin anlamları değil, şairin ona yüklediği anlamlardır.( yorum ve izlenim şiirleri yazarlar.)
    * Dadaizm ve sürrealizm bu akıma da etki etmiştir.( insanın bilinçaltı dünyasını aktarmaya çalışmışlardır.)
    * İçsel bireyci şiir anlayışı vardır.( anlamsızlığın anlamı ve anlamsızlığa kadar özgür olmak şiir anlayışlarının amaçlarından biridir. Anlatım kapalı ve soyut olmalı)
    *Nesnenin genel görüntü dünyasını değiştirme dileğiyle soyutlamaya gider ve gerçek üstü bir tablo gibi eşyalar arası sınırları kaldırarak biçimsel farklılıkları aşmayı denerler.
    * Şiir, için şiir anlayışı hâkimdir.
    *Şairler anlamı karartan ve gizleyen bir tavır takınırlar. Sözcüklerin gündelik kullanımlarıyla yiten anlamı yerine, çağrışımlarla derinleşen ve çoğalan değerine önem verirler.
    * Günlük konuşma dilini dışlarlar.
    * Halkın yaşam alanlarından ve kültürel yaratımlarından uzaklaşmak isteyen ikinci yeniciler halk şiirine ve foklorüne kapılarını kapatırlar. ( Süleyman Efendi tiplemesine son verirler.)
    *Konu, öykü ve olay, şiirin bünyesinden silinmek istenir bu yüzden bu akımın şiiri daha çok betimleyici metinlerden oluşur.
    *Nükte, şaşırtmaca ve tekerlemelerden kaçınırlar.
    *Daha çok aydın kesimin ve elit tabakanın zevkine hitap ederler.
    *Şiiri musiki ve resimle ilişkiye sokarlar.
    * Bu akımın temsilcileri, siyaset dışı kalmaya özen gösterirler.
    * Biçim ustalığı akımın en önemli özelliğidir.
    * Büyük ve küçük harfleri kullanmada titizlik göstermemişler; noktalama işaretlerini kullanmamışlardır.

    5) TOPLUMSAL GERÇEKÇİLER: Anadolu gerçeklerini yansıttılar. ŞİİRDE: CAHİT KÜLEBİ, CEYHUN ATUF KANSU; DÜZ YAZIDA: AZİZ NESİN, RIFAT ILGAZ, İLHAN TARUS, ÖMER FARUK TOPRAK, MUZAFFER BUYRUKÇU

                                     Hazırlayan: OĞUZHAN EMRE KANDEMİR
                                  ATATÜRK LİSESİ EDEBİYAT ÖĞRETMENİ


    Tarih: , 10/2/2009 Kategori: Egitim
    Bağlantı

    BİZ TÜRK'ÜZ

                                                                


    BİZ;
    ANADOLU'DA OĞUZ'UZ,
    ORTA ASYA BOZKIRLARINDA KIPÇAK,
    DOĞU TÜRKİSTAN'DA KARLUK'UZ.
    KAFKASLAR' IN GÜNEYİNDE AZERÎ'YİZ,
    KUZEYİNDE BALKAR' IZ, KARAÇAY'IZ,
    AYNI YERDE HEM KUMUK, HEM NOGAY'IZ.
    KARADENİZ' İN KUZEYİNDE TATAR,
    GÜNEYİNDE OĞUZ, BATISINDA GAGAUZ'UZ.
    MOSKOVA' NIN DOĞUSUNDA YİNE TATAR,

    AYNI YERDE KAH BAŞKURT, KAH ÇUVAŞ'IZ.
    SİBİRYA' NIN GÜNEYİNDE ALTAY'IZ, HAKAS'IZ, TUVA'YIZ,
    SİBİR STEPLERİNDE (YAKUT DEĞİL) SAKA'YIZ.
    HAZAR'IN GÜNEYİNDE İLHANLI,
    DOĞUSUNDA KARAHANLI'YIZ.
    TARİHİN DEĞİŞİK EVRELERİNDE
    AVRUPA' DA HUN'LU
    ANADOLU' DA SELÇUKLU
    BALKANLAR' DA OSMANLI'YIZ.

    BİZ ESKİDEN;
    KAŞGAR'DA MAHMUD İDİK,
    BALASAGUN'DA YUSUF HAS HACİB,
    YESİ'DE HOCA AHMED YESEVÎ
    BAKÜ'DE RESULZADE, FUZULİ ...
    TAŞKENT'TE ALİ ŞİR NEVAİ
    SEMERKANT'TA ALİ KUŞÇU
    AŞGABAT'TA MAHDUM KULU

    PREVEZE'DE BARBAROS HAYRETTİN İDİK,
    PRUT'TA BALTACI MEHMED,
    PLEVNE'DE GAZİ OSMAN,
    İSTANBUL SURLARINDA ULUBATLI HASAN,
    MALAZGİRT'TE SULTAN ALPARSLAN

    BALKANLAR'DA SADIK AHMET
    KIRIM'DA İSMAİL GASPIRALI
    KIBRIS'TA FAZIL KÜÇÜK
    ANKARA'DA, SAKARYA'DA, DUMLUPINAR'DA
    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İDİK.

    ÇARESİZ HASTALAR BAŞINDA İBN-İ SİNA
    SEMERKANT RASATHANELERİNDE ULUĞ BEY
    SELİMİYE'NİN MİNARELERİNDE MİMAR SİNAN

    BUGÜN YİNE BİZ;
    ASTANA'DA NURSULTAN NAZARBAYEV'İZ
    ALMAATI'DA OLCAS SÜLEYMAN
    TÜRKİSTAN'DA RAHMANKUL BERDİBAY'IZ
    BİŞKEK'TE ASKAR AKAYEV, CENGİZ AYTMATOV'UZ
    TAŞKENT'TE ERKİN YUSUF,
    ASGABAT'TA ANNAGULİ NURMEMMED
    BAKÜ'DE BAHDİYAR VAHAPZADE' YİZ.
    ANKARA'DA ALİ'YİZ, OSMAN'IZ, KEMAL'İZ
    KIBRIS'TA RAUF DENKTAŞ
    BALKANLAR'DA İLHAMİ EMİN, FAHRİ ALİ,
    NİKOLAY BABAOĞLU VE RAHMİ ALİ'YİZ.

    KIRIM'DA GASPIRALI'NIN
    BUGÜNE DÜŞEN GÖLGESİ GİBİ
    MUSTAFA CEMİLOĞLU'YUZ.

    KISACA BİZ; OĞUZ'UZ, KIPÇAK'IZ, KARLUK'UZ
    TARİHİN İYİ BİLDİĞİ AD İLE BİZ; TÜRK'ÜZ.

    Tarih: , 30/1/2009 Kategori: Egitim
    Bağlantı

    HACI KEMAL ŞENSES USTA DEDEMİZ HAC DÖNÜŞÜ İLK FOTOĞRAFI



    Tarih: , 12/1/2009 Kategori: spor
    Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->